BENİM HİKÂYEM…

Anlaşılmayı istemekle başlar.
“Ben de varım” diyebilme çabasıyla başlar.
Kurum bakımından ayrıldığım gün başlar.
Elimde bir anahtar olup da, o anahtarı çevireceğim gerçek bir “ev” hissini bulamadığım günlerde başlar.
Amirlerimin karşısında sesimin kısık kaldığı yerde başlar.
Kendimi anlatmaya çalışırken kelimelerimin değersizleştiği anlarda başlar.
Bir babanın çocuğunun elinden tutup okula götürdüğünü gördüğümde içimde oluşan eksiklik hissinde başlar.
Sıcak aile ortamlarını izlediğim dost meclislerinde başlar.
Karşımda hayata hazır yetişmiş insanların;
“Şöyle yapmalısın, böyle davranmalısın” diyen cümlelerinde başlar.
Ama bizim hangi yolları yürüdüğümüzü hiç bilmeyenlerin bakışlarında başlar.
“Abi” dediğimiz insanların bazen bizi küçümseyen dudaklarında başlar.
Yurt çocuğu olduğumuzu öğrendiklerinde mesafe koyanların tavırlarında başlar.
Bizleri koruması gereken bazı kurum çalışanlarının gözlerinde başlar.
Yetişmemizde emeği olan bazı bakım personellerinin küçümseyici yaklaşımında başlar.
Sonra insan kendi kendine şunu söyleyemiyor:
“Ben eksiksem, bu eksiklik sadece bana ait değil.”
Çünkü beni büyüten de bu devletin kurumlarıydı.
Ben bu toplumun içinde büyüdüm.
Eksik bırakılan ne varsa, aslında hepimizin ortak sorumluluğuydu.
Ama yıllarca devletin verdiği işin yüzümüze vurulmasında başlar bazı kırgınlıklar…
Yapamadığımız bir iş için hor görülmekte başlar.
Düşerken elimizden tutulmamasında başlar.
Ve belki en çok da…
Beni sadece insan olduğum için seven birini bulamadığımı hissettiğim gün başlar içimdeki sessizlik.
Çünkü bazı insanlar hayata bir adım geriden başlamaz sadece…
Sevilmeye bile geç kalmış hisseder.
