Siz Hiç Çocuk Olmadınız mı?

Siz Hiç Çocuk Olmadınız mı?

Bazen insanın aklına tek bir soru takılıyor:

Siz hiç çocuk olmadınız mı?

Bu soruyu, makam odalarının yüksek duvarlarına, protokol masalarının ağır koltuklarına ve imza törenlerinde verilen süslü fotoğraflara bakarak soruyorum.

Çünkü bu ülkede çocuklardan söz edilirken herkes aynı cümleyi kuruyor:

“Çocuklarımız geleceğimizdir.”

Peki gerçekten öyle mi?

Eğer çocuklar geleceğimizse, neden onların sesi duyulmuyor?

Neden çocukların yararına çalışan sivil toplum kuruluşları, gönüllüler, uzmanlar ve sahada mücadele eden insanlar çoğu zaman yalnız bırakılıyor?

Neden çocukların üstün yararı yalnızca konuşmalarda kalıyor?

Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çocukların korunmasını devletin temel görevlerinden biri olarak tanımlıyor.

Oysa yürürlükteki kanunlarımız çocukların korunmasını, eğitimini, gelişimini ve güvenliğini güvence altına alıyor.

Oysa Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme açıkça söylüyor:

“Çocuğu ilgilendiren her türlü faaliyette çocuğun üstün yararı esas alınır.”

Türkiye bu sözleşmeye imza attı.

Sadece imza atmakla kalmadı, bu sözleşmeyi iç hukukunun bir parçası hâline getirdi.

Peki neden uygulamada aynı hassasiyeti göremiyoruz?

Neden çocuklarla ilgili kararlar alınırken çoğu zaman çocukların sesi duyulmuyor?

Neden koruma altındaki çocukların sorunları gündeme geldiğinde birkaç gün konuşulup sonra unutuluyor?

Neden çocukların eğitim, sosyal gelişim ve psikolojik destek ihtiyaçları bütçe görüşmelerinde en son sıralarda yer alıyor?

Neden çocuklar adına çalışan kurumlar daha fazla destek beklerken bürokratik engellerle karşılaşıyor?

Belki de asıl sorun şudur:

Biz çocukları seviyoruz ama çocuk haklarını aynı ölçüde savunmuyoruz.

Çocukları alkışlıyoruz ama onları dinlemiyoruz.

Onlar için konuşuyoruz ama onlarla konuşmuyoruz.

Oysa bugün görmezden gelinen her çocuk yarının kaybedilmiş fırsatıdır.

Bugün desteklenmeyen her çocuk yarının eksik kalan öğretmeni, doktoru, mühendisi, sanatçısı, bilim insanı ya da devlet adamıdır.

Çünkü çocuk yalnızca ailesinin değil, milletin emanetidir.

Bir devletin büyüklüğü sahip olduğu binalarla, araçlarla veya bütçelerle ölçülmez.

Bir devletin gerçek büyüklüğü, en savunmasız vatandaşına gösterdiği şefkat ve adaletle ölçülür.

Çocuklar oy kullanmaz.

Lobicilik yapamaz.

Miting düzenleyemez.

Televizyon programlarına çıkıp haklarını savunamaz.

Bu nedenle onların sesi olması gerekenler siyasetçiler, bürokratlar ve karar vericilerdir.

Ancak ne yazık ki çoğu zaman çocukların sesi olması gerekenler, başka gündemlerin gürültüsünde onları duyamamaktadır.

Bugün bu ülkeyi yönetenlere soruyorum:

İmza attığınız uluslararası sözleşmeleri hatırlıyor musunuz?

Kanunlarda yazan çocuk haklarını uyguluyor musunuz?

“Çocuğun üstün yararı” ilkesini gerçekten merkeze koyuyor musunuz?

Yoksa çocuklar sadece özel günlerde hatırlanan birkaç güzel cümleden mi ibaret?

Unutulmamalıdır ki bir millet çocuklarına verdiği değer kadar güçlüdür.

Çocuklarını ihmal eden toplumlar geleceklerini de ihmal ederler.

Çocuklarını koruyamayan devletler yarınlarını koruyamazlar.

Ve gün gelir, kaybedilen sadece çocukluklar olmaz.

Kaybedilen bir ülkenin geleceği olur.

O gün geldiğinde ise herkes aynı soruyla yüzleşmek zorunda kalır:

“Biz çocukları ne zaman gerçekten duymayı bıraktık?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir