Kaybederiz diye düşünmeyin; bir gün herkes kaybeder zaten. Bu cümle ilk bakışta sert, hatta umutsuz görünebilir. Oysa içinde umutsuzluk değil, gerçeğin kendisi vardır. İnsan çoğu zaman hayatı kazanmak ve kaybetmek üzerinden okur. Daha çok kazanmak, daha az kaybetmek, hiç kaybetmemek… Fakat hayat bu kadar düz bir denklem değildir.
Kaybetmek, yalnızca elden bir şeyin gitmesi değildir. Bazen bir insanı, bazen bir güveni, bazen de eski bir “ben”i geride bırakmaktır. Ve ne gariptir ki, insan en çok kaybettiği yerden olgunlaşır. Çünkü kayıp, insana zorla da olsa düşünmeyi öğretir.
Asıl mesele kaybetmek değil; kaybetme ihtimali karşısında nasıl bir duruş sergilediğimizdir. Korkuyla yaşayan biri, daha başlamadan geri çekilir. Oysa hayat, geri çekilenleri değil, yürümeye devam edenleri hatırlar.
Bugün kaybetmekten korktuğunuz şeyler yarın sizin yükünüz de olabilir. Bu yüzden mesele her şeyi tutmak değil, doğru olanı bırakabilmeyi bilmektir. Çünkü her tutuş bir bağımlılık, her bırakış ise bir özgürlük sınavıdır.
Sonuç değişmez: İnsan neyi ne kadar korursa korusun, hayat kendi akışını sürdürür. Ve bir gün herkes, kendi kaybıyla yüzleşir. Önemli olan, o güne nasıl geldiğinizdir; korkarak mı, yoksa yaşayarak mı?
Kaybetmekten korkmayın. Asıl kayıp, hiç yaşamamış olmaktır.

