Sessiz Kalmanın Bedeli

Yönetime ilgisiz kalan, söz hakkını kullanmayan, sorunları paylaşmayan bir halk; ülke düzeyinde demokrasiye, yönetime, katılımcılığa nasıl sahip çıkabilir?

Demokrasi, sadece sandık başında hatırlanan bir kavram değildir. O, apartman toplantısında el kaldırmakla, mahallede sözü söylemekle, okulda fikrini belirtmekle, dernekte sorumluluk almakla başlar. Katılım kültürü küçük topluluklarda kök salmazsa, ülke çapında yeşermez. Çünkü toplumsal bilinç, küçük bir topluluğun adaletli paylaşımıyla büyür.

Ne yazık ki bizde, çoğu zaman “bir şey değişmez” inancı halkın diline yerleşmiş durumda. Oysa değişimi getiren, tam da bu cümleyi kırabilenlerdir. Apartman yönetimine katılmayan bir vatandaş, ülke yönetiminde adalet bekleyemez; çünkü adalet, en küçük toplulukta bile ortak iradeyle başlar.

Halkın sadece eleştiren değil, katılan, sorumluluk alan, çözüm üreten bir hale gelmesi gerekir. Çünkü demokrasiler eleştiriden değil, katılımdan güç alır. Bir toplum ancak birlikte düşünür, birlikte hareket eder ve birlikte üretirse gelişir.

Sessiz kalan toplumlar, yönetenlerin değil; suskunluğun esiridir.
Gerçek özgürlük, sözünü söylemekten, fikrini savunmaktan ve ortak sorumluluğa katılmaktan geçer.
Demokrasi, yalnızca bir yönetim biçimi değil; yaşama biçimidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir