Devlet koruması sistemi; bakacak kimsesi olmayan, anne ve babasını kaybetmiş ya da ailesinden destek alamayan çocukların korunması ve hayata hazırlanması için kurulmuş bir sosyal devlet mekanizmasıdır. Bu sistem, yalnızca bir barınma modeli değil; aynı zamanda çocukların geleceğe güvenle bakabilmesini sağlayan bir sorumluluk alanıdır.
Bugün ise devlet korumasında büyüyen çocukların geleceğini doğrudan etkileyen önemli bir düzenleme tartışılmaktadır. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nun Ek 1. maddesinde yapılması planlanan değişiklikler, özellikle devlet korumasından çıkan gençlerin kamuya yerleşme hakkını yeniden şekillendirmektedir.
Bu mesele yalnızca bir istihdam meselesi değildir.
Bu mesele sosyal adalet meselesidir.
Bu mesele devlet korumasında büyüyen binlerce gencin hayata tutunma meselesidir.
Sahada çalışan sivil toplum kuruluşları çok iyi bilmektedir ki devlet koruması sistemi yalnızca tek tip bir çocuk profilinden oluşmaz. Kurumlarda;
anne veya babasını kaybetmiş çocuklar
ailesi tarafından terk edilmiş çocuklar
ağır travmalar yaşamış çocuklar
istismar mağduru çocuklar
suça sürüklenmiş çocuklar
madde bağımlılığı riski taşıyan gençler
aynı sistem içinde yer alabilmektedir.
Bu durum zaten başlı başına hassas bir sosyal denge gerektirmektedir. Bu nedenle yapılacak düzenlemeler yalnızca istihdam hakkını daraltmak üzerinden değil, sistemin bütününü analiz ederek ele alınmalıdır.
Özellikle kız çocuklarının durumu bu tartışmada ayrı bir önem taşımaktadır. Devlet korumasında büyüyen kız çocukları; toplumsal risklere, istismara, erken yaşta evlilik baskılarına ve ekonomik güvencesizliğe karşı çok daha kırılgan bir konumda bulunmaktadır. Bu genç kızlar için eğitim ve istihdam hakkı yalnızca bir iş meselesi değil, aynı zamanda hayatlarını koruyan bir güvenlik hattıdır.
Eğer sistemden çıkan genç kızların eğitim ve istihdam imkanları daraltılırsa, bu durum onların sosyal hayatta çok daha büyük risklerle karşı karşıya kalmasına neden olabilir.
Bu nedenle yapılacak düzenlemeler şu sorulara net cevap vermelidir:
Devlet korumasındaki çocukların kaç tanesi eğitimini tamamlayabilmektedir?
Kurumlardan çıkan gençlerin kaç tanesi lise mezunudur?
Kaç genç madde bağımlılığı veya suça sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır?
Koruma sisteminden çıkan gençlerin kaç tanesi tekrar sosyal destek talep etmek zorunda kalmaktadır?
Bu sorulara veriye dayalı cevaplar verilmeden yapılan her düzenleme, sorunun kökünü çözmek yerine yalnızca sonuçlarını değiştirme riski taşır.
Bizler biliyoruz ki devlet korumasında büyüyen gençlerin en büyük gücü yalnızca devlet değil, aynı zamanda bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarıdır. Bu nedenle bu mesele hiçbir kurumun, hiçbir derneğin, hiçbir vakfın tek başına meselesi değildir.
Bu mesele hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bugün yapılması gereken şey sessiz kalmak değil, ortak bir vicdan ve ortak bir akıl oluşturmaktır.
Bu nedenle devlet korumasında büyüyen bireyler için çalışan tüm dernekleri, vakıfları ve sivil toplum kuruluşlarını ortak bir ses olmaya davet ediyoruz.
Çünkü küçük bir kıvılcım büyür ve büyük bir yangına dönüşür. Önemli olan o kıvılcımın birlik ve dayanışma içinde büyümesidir.
Unutulmamalıdır ki birlik içinde yükselen bir ses, yalnızca bir grubun talebi değil; toplumun vicdanıdır.
Geliniz bu konuda birlikte konuşalım, birlikte düşünelim ve birlikte çözüm üretelim.
Devlet korumasında büyüyen hiçbir çocuğun geleceği, yalnız bırakılacak kadar küçük bir mesele değildir.
Birlik olmanın, ortak akıl üretmenin ve güçlü bir sivil toplum iradesi ortaya koymanın zamanı gelmiştir.
Devlet Korumasında Büyüyen Gençler İçin Ortak Ses Olma Çağrısı.
