Hayat bazen insanın eline ağır bir gerçekle gelir: Herkes kalıcı değildir. Kimileri bir mevsimlik misafir, kimileri ise ömürlük yol arkadaşıdır. İnsan en büyük yanlışı ise gitmek isteyeni tutmaya çalışırken yapar. Oysa gönlü kalanla, bedeni duran arasında büyük bir fark vardır.
Bugünün insan ilişkileri tam da bu yüzden yorgun. İnsanlar artık sevgiyi emekle değil, zorunlulukla ölçmeye başladı. Birini kaybetmemek uğruna verilen aşırı çaba, çoğu zaman insanın kendi değerini unutmasına neden oluyor. Halbuki gerçek bağlar; baskıyla değil, samimiyetle kurulur. Gerçek dostluk, gerçek sevgi ve gerçek bağlılık, bir tarafın sürekli mücadele vermesiyle ayakta kalmaz.
“Kimseni hayatında tutmaya çalışma, sana eşlik etmek isteyen mutlaka bir yolunu bulur” sözü aslında insan ilişkilerinin en sade ama en sert gerçeğini anlatıyor. Çünkü isteyen insan ulaşır. Bahane üretmez, uzaklaşmaz, sessizliğe saklanmaz. Bir mesajın, bir kapının, bir yolun mutlaka bulunacağını bilir. İnsan değer verdiği kişiyi kaybetmemek için zaman ayırır, mücadele eder ve varlığını hissettirir.
Ne yazık ki günümüzde birçok insan, gitmek isteyenleri durdurabilmek için kendinden vazgeçiyor. Karakterinden ödün veriyor, susuyor, kırılıyor ama yine de kalmaları için çabalıyor. Sonunda ise elde kalan şey çoğu zaman yalnızca yorgunluk oluyor. Çünkü zorla sürdürülen hiçbir ilişki insan ruhuna huzur vermez.
Hayatın en önemli olgunluklarından biri de şudur: Herkesin kalması gerekmiyor. Bazı insanlar yalnızca bir ders bırakmak için hayatımıza girer. Bazıları ise sessizce giderken aslında bize kendi değerimizi öğretir. İnsan, peşinden koşanın değil; yanında yürüyenin kıymetini anlamalıdır.
Belki de insanın kendine vereceği en büyük saygı, gitmek isteyeni uğurlayabilmektir. Çünkü gerçek bağlar zincirle değil, gönülle kurulur. Ve unutulmamalıdır ki; gerçekten eşlik etmek isteyen biri, ne mesafeyi bahane eder ne zamanı. Mutlaka bir yolunu bulur.
